Haberler:
Avrupa Hareketlilik Haftası - 12 Eylül 2019 Perşembe, 13:44
Patlamalar İle İlgili Basın Açıklaması - 12 Eylül 2019 Perşembe, 11:08
Doğal Gaz Konusu, Yapmamız Gerekenler - 09 Eylül 2019 Pazartesi, 11:45
Eşit ve ücretsiz sağlık talebi - 19 Ağustos 2019 Pazartesi, 15:27
Acı Kaybımız (Dr. Erbay Arman) - 19 Ağustos 2019 Pazartesi, 13:00
Bilgilendirme Toplantısı Daveti - 05 Ağustos 2019 Pazartesi, 14:45
Batı Nil Virüsü Hakkında Basın Açıklaması - 27 Temmuz 2019 Cumartesi, 12:36
Acı Kaybımız (Dt. İnci Taşarkan) - 10 Temmuz 2019 Çarşamba, 11:58
Başbakan Ziyaretimiz - 28 Haziran 2019 Cuma, 10:52
  • Font size:
  • Decrease
  • Reset
  • Increase
ende

Patlamalar İle İlgili Basın Açıklaması

catalkoy patlama KKTC

Gecenin geç saatlerinden beri Çatalköy’de bulunan Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı Merkezi Cephaneliği’nde yaşanan patlama maalesef devam etmektedir. Bölge sakinleri ve civardaki turistik tesislerde bulunan misafirler dehşet dolu anlar yaşamaktadır.

Olayın doğaya, ekonomiye, turizme olumsuz etkilerinin yanı sıra toplum psikolojisine ve sağlığına etkilerine dikkat çekmek istiyoruz. 

Olay yerinden yaralı haberleri gelmeye başlamıştır. Yüreğimize su serpen ise herhangi bir can kaybı haberi almamış olmamız ve yaralıların ise hayati tehlikesinin olmayışıdır. Ancak Sağlık Bakanlığı’mızın özellikle Girne Akçiçek Hastanesi’ndeki tedbirleri artırması ve 112 ambulanslarını yeterli halde bulundurması gereklidir.

Patlamalar sonucu etrafa saçılan patlayıcı veya mühimmat parçalarının sonradan patlama ihtimaline karşı fark edilmeleri haline temas edilmemesi ve yetkililere bildirilmesi önemlidir.

Patlamalar sonucu havaya salınan olası gaz, kimyasal zararlı maddelerin olabileceği unutulmamalı, civar bölgelerde bulunan kişilerin mümkünse dışarıya çıkmaması gereklidir. Özellikle astım, KOAH gibi solunum yolu hastalığı bulunan kişilerin mümkünse bölgeden uzaklaşmaları, koruyucu maske kullanmaları, varsa kullanmakta oldukları ilaçları aksatmamaları önemlidir. Yaşanan patlamaların daha uzun etkilerinin de belirlenebilmesi amacı ile mümkün olan en erken ve hızlı şekilde olay yerinde daha ileri inceleme ve analizler yapılmalı ve gerekli önlemler alınıp uyarılar yapılmalıdır. Şu anda olaya ve olay yerinde bulunanlara müdahale etmekte olan her türlü görevlinin kendi sağlıkları açısından yeterli ve uygun güvenlik önlemlerini almadan çalıştırılmamaları gereklidir.

Çocuklarımızın olayın fiziki ve psikolojik etkilerinden korunması çok önemlidir. Bu amaçla çocukları olaydan, görüntülerinden ve olayla ilgili tartışmalardan uzak tutmaya çalışmalıyız.

Biran önce patlamaların durması, yangınların sönmesini dilerken, ülkemizin birçok noktasında askeri bölgelerin bulunduğu da göz önüne alınırsa, benzer olayların yaşanmaması için, doğru sonuçları çıkarıp doğru adımları atmamız için gereğinin yapılmasını talep ediyoruz.

 

Saygılarımızla,

 

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu (a)

Dr. Özlem Gürkut

      (Başkan)

 

 

 

Dünya Hepatit Günü Nedeniyle KTTB Basın Açıklaması

dunya hepatit KTTB

 

Hepatit / Sarılık hastalığı 

Dünyada yaklaşık 325 milyon hepatit B ve/veya hepatit C hastası mevcuttur ancak ne yazık ki bu 325 milyon insandan yaklaşık 300 milyonu hepatit B veya hepatit C hastası olduğunun farkında değildir. Bu nedenle viral hepatitli hastaların tespiti ve tedavisi, viral hepatitlerle savaşta kilit noktayı oluşturmaktadır.

DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) verilerine göre her yıl 2.8 milyon kişi yeni enfekte olmaktadır ve her yıl 1.4 milyon kişi bu hastalık sebebi ile ölmektedir. Bu hastalık, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir sağlık sorunudur.

Viral Hepatit nedir?

Hepatit virüsünün karaciğerde reaksiyona girmesi ile karaciğerde oluşan iltihabi reaksiyonu tanımlamaktadır.

Hepatit belirtileri nelerdir?

Akut (yeni gelişen) hepatit hastalığı kişiden kişiye değişebilmektedir. Bazı kişilerde sadece halsizlik şikayeti oluştururken, bazı kişilerde birçok belirti ile kendini gösterebilir. Bu belirtiler sıklıkla sarılık (önce gözde sonra tüm vücutta), kaşıntı, bulantı, kusma, iştah kaybı, kas eklem ağrısı, ateş, sağ üst karın bölgesinde ağrı ve koyu idrar rengi gibi non spesifik şikayetlerdir.

Akut hepatit belirtileri diğer hastalıklar ile benzerlik gösterebileceğinden, hastalar erken tanı ve tedavi için enfeksiyon hastalıkları uzmanına başvurmalıdırlar.

 

Viral hepatit tanısı nasıl konur?

Viral hepatit ön tanısı klinik olarak şüphelenildiği zaman ELİSA kan testi ile kişi taranır. Tarama testleri pozitif sonuçlanan kişinin ileri tetkik ve tedavi için enfeksiyon hastalıkları uzmanına başvurması gerekmektedir.

 

Hepatit nasıl bulaşır?

Hepaitit virüs türleri (A,B,C,D,E) farklılık göstermekte olup, bulaşma açısından ikiye ayrılmaktadır.

Hepatit A ve E mikroplu yiyeceklerden, sudan veya ağız yolu ile bulaşabilmektedir.

Hepatit B, C ve D ise kan ve vücut sıvıları ile veya doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabilmektedir. Bu nedenle kan ürünlerinin nakli, kulak delinmesi, dövme yaptırılması, diş tedavisi, manikür, pedikür veya cinsel ilişki sırasında dikkat edilmesi gerekmektedir.

 

Hepatit C için kimler risk grubundadır?

Hastaları saptamak için riskli gruplarda hepatit taramaları yapılmalıdır. Riskli gruplar;

  • Yüksek riskli bölgeden göç etmiş veya yaşamış kişiler
  • Halen ya da eskiden damariçi madde ve intranazal kokain bağımlısı olanlar
  • HCV-pozitif kanla temas eden sağlık çalışanları
  • HIV-pozitif olanlar
  • Karaciğer testlerinde açıklanamayan anormallikleri (ya da karaciğer hastalığı) olanlar
  • HCV-pozitif anneden doğan çocuklar
  • Uzun süredir hemodiyalize girenler
  • HCV-pozitif kişilerin şu andaki cinsel partnerleri

 

Hepatit B için riskli gruplar kimlerdir?

Hastaları saptamak için riskli gruplarda hepatit taramaları yapılmalıdır. Riskli gruplar;

  • Yüksek riskli bölgeden göç etmiş veya yaşamış kişiler
  • HBsAg‐pozitif kişilerle aynı evde yaşayanlar ve cinsel partnerleri
  • Damar içi ilaç kullananlar
  • Birden fazla cinsel partneri olan veya cinsel yolla bulaşan bir hastalık öyküsü olanlar
  • Cezaevinde kalan tutuklular
  • ALT ve AST düzeyleri kronik (uzun süreli) olarak yüksek kişiler
  • HCV ya da HIV ile enfekte kişiler
  • Hemodiyaliz hastaları

Hepatit hastalığının seyri nasıldır?

Hepatit A ve E kronikleşmeyen yani 6 aydan uzun süreyle vücutta kalmayan hepatit türleridir. İnsan bağışıklık sistemi A ve E hepatit türlerini vücuttan 6 aydan kısa bir sürede temizlemektedir.

Ancak hepatit B, C ve D türleri bazı kişilerde bağışıklık sistemi ile vücuttan temizlenirken (yani kronikleşmezken) bazı kişilerde ise kronikleşebilmektedir ve vücutta 6 aydan uzun süre kalarak enfeksiyona sebep olabilmektedir. Kronikleşen bu türler tedavi edilmediği takdirde ise siroz (geri dönüşümsüz karaciğer yıkımı) ve karaciğer kanseri için zemin hazırlamaktadır.

 

Hepatit hastalığının aşısı var mıdır?

Yukarıda değindiğim 5 Hepatit türünden ikisi için aşı bulunmaktadır. Bunlar hepatit A ve hepatit B olup, bu hastalığı geçirmemiş herkesin aşı yaptırması önerilmektedir.

 

Viral hepatit’in tedavisi var mı?

Hepatit A ve E virüsü için sadece destek tedavisi mevcuttur. Hepatit A ve E nadir de olsa kronikleşebilen viral hepatit (B, C ve D) türleri kadar önemlidir. Çünkü fulminan (ciddi karaciğer yetmezliği) hepatit dediğimiz ölümcül hepatite sebep olabilmektedirler. Bu sebeple bu hastalarda istirahat ve karaciğer destek tedavisi uygunlanmaktadır.

Hepatit B virüsü tedavi seçenekleri özellikle son 10-15 yıl içinde geliştirilen hap tedavileri ile günde tek tablet, az yan etki profili ve yüksek direnç bariyerine sahip etkin ve güvenli tedaviler geliştirilmiştir. Bu tedaviler virüsün çoğalmasını baskılamakta dolayısıyla karaciğer hasarını azaltmakta veya durdurmaktadır. Dünyada kullanılan bu tedavi seçenekleri ülkemizde de mevcuttur.

 

Son yıllarda tıp dünyasını çok heyecanlandıran ve özellikle hepatit C ‘de umut kaynağı oluşturan gelişmeler olmuştur. 2 -3 yıl öncesine kadar hepatit C tedavisi olarak iğne ve hap tedavisi uygulanmaktaydı. Bu tedavinin ağır yan etkileri ve uzun tedavi süreleri olmasına rağmen tedavi şansı % 50-60 civarındaydı. Tedavi süresi 1 yıldı ve birçok hasta ağır yan etkiler sebebi ile tedaviyi yarıda bırakmak zorunda kalmaktaydı. Ancak bu ilaçlar günümüzde kullanılmamakta ve önerilmemektedir. Artık günümüzde tek tablet rejimi ile 3 ayda, düşük yan etki profili ile %98 tedavi yanıtı sağlanmaktadır. Bu tedaviler kür yanıt (vücuttan atma) sağlamakta dolayısıyla karaciğer hasarını durdurmaktadır. Ancak yüksek maliyet sebebi ile dünyada kullanılan bu tedavi seçeneklerinden belirli  bir kısmı ülkemizde bulunmaktadır. 

 

Ülke olarak ne yapalım?

Koruyucu hekimliğin en etkili ve önemli basamağı aşı ile korumadır. Hepatit A ve Hepatit B aşısı yapılmamış kişilere aşı yapılmalıdır. Hepatit B ve C, cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH) olduğundan, bu yolla bulaşabilecek tüm CYBH ‘lar için eğitim ve spot bilgilendirmeler yapılmalıdır. CYBH hastalıklar için tanı ve danışma merkezlerinin kurulması, ücretsiz prezarvatif dağıtılması ve özellikle risk grubundaki kişilere tarama yapılması önemlidir. Ülkemizdeki gerçek hasta sayısının belirlenmesi için surveyansın (tarama) etkin şekilde yapılması, hastaların tespiti sonrası tedavi için doğru yönlendirilmelerinin sağlanması amaçlanmalıdır.

                                                           

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu (a)

 

                    Dr. Emre Yusuf Vudalı

Koruyucu Hekimlik ve Halk Sağlığı Sorumlusu

 

 

5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ: “Çocukların %93’ü Kirli Hava Soluyor”

dunya cevre gunu 5haziran KTTB

 

 

5 Haziran 1972 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Stockholm Konferansı’nda ilk kez insan  sağlığı ve çevre arasındaki ilişki üzerinde durulmuş ve bu gün (5 Haziran) Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Çevre Günü olarak kabul edilmiştir.

5 Haziran, günümüzde tüm dünyada 100’den fazla ülkede Dünya Çevre Günü olarak kutlanmakta ve her yıl çevre ile ilgili bir tema ele alınmaktadır.

2019 yılı Dünya Çevre Günü´nün teması ise “Hava Kirliliği ile Mücadele” olarak belirlenmiş ve etkinliklere Çin’in ev sahipliği yapması kararlaştırılmıştır.

BM, 2019 Dünya Çevre Günü teması çerçevesinde, hükümetleri, sanayiyi ve bireyleri, yenilenebilir enerji ve yeşil teknolojileri keşfetmek ve dünyadaki şehir ve bölgelerde hava kalitesini iyileştirmek için bir araya getirmeyi hedeflemektedir.

 Hava Kirliliği Gerçekleri:

Günümüzde hava kirliliğinin küresel bir halk sağlığı sorunu acili olduğu şüphe götürmezdir.

Hava kirliliği, hem ev içi gibi kapalı alanlarda hem de açık alanlarda insanların sağlığını olumsuz etkilemektedir.

Günümüzde sanayi tesisleri, otomobiller ve diğer ulaşım araçlarının açığa çıkardığı sağlığa zararlı gazlar, hava kirliliğinin en önemli kaynakları arasındadır.

Kirli hava partikülleri solunum yollarına, akciğerlere ve oradan da kan-dolaşım sistemine girerek insan sağlığına zarar vermektedir. Hava kirliliğine bağlı olarak, kalp hastalıkları, kanser, astım ve diğer solunum yolu hastalıkları gibi rahatsızlıklar görülebilmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre artan nüfus, fosil yakıt tüketimi ve temiz yakıt ve teknolojilerinin kullanılmamasına bağlı olarak kirlenen hava nedeniyle günümüzde dünyada her 10 kişiden 9’u kirli hava solumaktadır.

Dünya genelinde her yıl yaklaşık 7 milyon insan - saatte 800, dakikada 13 kişi- hava kirliliğine bağlı hastalıklar nedeni ile beklenenden erken ölmektedir.

DSÖ, hava kirliliğinin yetişkinlerde kalp-dolaşım sistemindeki bozukluklara bağlı ölümlerin dörtte birinin sorumlusu olduğunu açıkladı. Ayrıca örgüt, felç vakalarının yüzde 25’i, akciğer kanseri vakalarının yüzde 30’u ve kronik akciğer rahatsızlıklarının yüzde 43’ünün de hava kirliliğine bağlı olarak ortaya çıktığını açıklamıştır.

En Yüksek Risk Altında Çocuklar:

Dünyadaki tüm çocukların %93’ünden fazlası DSÖ’nün insan sağlığı için güvenli kabul ettiği oranların üzerindeki oranlarda kirlilik içeren hava solumaktadır. Bunun sonucunda dünyada her yıl 600 bin çocuk hava kirliliğine bağlı sebeplerle yaşamını yitirmektedir. Bundan başka kirli havaya maruz kalmak çocukların beyin gelişimini, bilişsel ve motor gelişimi olumsuz etkilemekte ve ileriki yaşamlarında kronik hastalıklara yatkın hale gelmelerine neden olmaktadır.

Hava Kirliliğinin Diğer Etkileri:

Hava kirliliğinin etkilerine bağlı olarak temel tarım ürünlerinin verimliliğinin 2030 yılına kadar %26 azalması beklenmektedir. Bunun ise gıda güvenliği ve besin çeşitliliğinde sorunlara yol açması kaçınılmaz olacaktır.

Hava kirliliği küresel ekonomiye her yıl 5 trilyon USD’a mal olmaktadır.

Ülkemizde Durum:

KKTC’de hava kalitesi ölçümleri 2002 yılından beri Çevre Koruma Dairesi tarafından yapılmaktadır. Yapılan ölçümlerde zaman zaman güvenli limitlerin üzerinde kirlilik oranları saptanmaktadır.

Ülkemizde trafikte artan araç sayısı, kış aylarında fosil yakıtlarla ısınma, özellikle ekonomik sıkıntıların etkileri ile son yıllarda artan odun/kömür sobaları, elektrik santrali bacası, gaminiler gibi bilinen hava kirliliği sebepleri mevcuttur.

Ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi kronik akciğer hastalıkları ve akciğer kanseri giderek artan oranlarda görülmekte ve yaşam kayıplarına yol açmaktadır.

Ne yapmalıyız?

Fosil yakıtlar yerine yenilenebilir, yeşil enerji kaynaklarını kullanmalı, karbondioksit ve metan gazı emisyonlarını azaltmak için önlem almalıyız.

Ülkemizde güneş enerjisinden yararlanma oranlarını artırmak için gerekli yasal düzenlemeleri yapmalı ve teşvikleri sağlamalıyız.

Hava kalitesi ölçümlerini düzenli yapmalı, hava kirliliği kaynaklarını tespit ederek gerekli önlemleri almalıyız.

Çevre dostu ulaşım araçlarının kullanımını ve toplu taşıma yöntemlerinin yaygınlaştırılmasını sağlamak için gerekli çalışmaları yapmalı, önlemler almalıyız.

 

Saygılarımızla,

 

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu (a)

 

Dr. Özlem Gürkut                                                                    

      (Başkan)

 

 

Batı Nil Virüsü Hakkında Basın Açıklaması

bati nil virusu kttb

 

 

  1. Batı Nil Virusu enfeksiyonu nedir?

Batı Nil virüsü (BNV) enfeksiyonu, genellikle enfekte sivrisineklerin sokmasıyla bulaşan, az sıklıkta, grip benzeri şikayetler oluşturan ve nadiren ölüme yol açabilen viral bir enfeksiyon hastalığıdır. Hastalığı geçirenlerin %80’i herhangi bir şikayet geliştirmeden (asemptomatik) hastalığı atlatmaktadır. %20’si grip benzeri şikayetler gösterirken hastaların %1’i de beyin tutulumu (nöroinvazif) ve daha ağır bir klinik tablo ile hastalığı geçirmektedir. Hastalığın etkeni olan BNV, insanlar dışında atlar, kuşlar ve vahşi hayvanlarda da çeşitli nörolojik semptomlara neden olabilmektedir.

 

  1. BNV enfeksiyonu ülkemize ne zaman ve nasıl gelmiştir?

Batı Nil virüsü (BNV) enfekte kuş sürüleri tarafından adaya getirilip, sivrisinekler aracılığı ile insanlara bulaşmaktadır. KKTC’de daha önceden bildirilmiş olgu yokken Güney Kıbrıs’ta ilk defa 2016 yılında tanı konulmuş vaka mevcuttur.

 

  1. BNV enfeksiyonu ne zaman görülür?

Hastalık genelde mevsimsel özellik göstermekte olup yaz boyunca ve sonbaharın erken dönemlerinde görülür.

 

  1. BNV enfeksiyonu insana nasıl bulaşır?

BNV için esas bulaşma yolu enfekte sivrisinek sokmalarıdır. Culex türüne dahil olan sineklerin ısırığıyla memelilere bulaşan hastalığın ana konağı ise kuşlardır. Kuşlardan tekrar sivrisineklere bulaşan virüs, bu yolla yüksek viremiye ya da farklı bir deyişle virüse ait parçaların kan dolaşımına girmesine yol açar. Göçmen kuşlar ile dünya geneline yayılan Batı Nil Virüsü, insanlara, sivrisinek sokması ile bulaşır. Ancak insanlarda enfeksiyon düşük viremi ile seyrettiğinden virüs, insandan tekrar sivrisineklere bulaşmaz. Hastalık, enfekte olan diğer memeli hayvanlardan insanlara bulaşmaz. Kişiden kişiye de bulaşmayan hastalık, ancak doğum ve emzirme ile anneden bebeğe geçebilir. Bunun dışında, çok nadir de olsa kan ve organ nakli ile bulaştığı bilinmektedir. Ayrıca enfekte olan kuşların dışkılarının, ciltte yer alan bir kesiye teması ile de hastalık bulaşabilir. 

 

  1. BNV insandan insana bulaşır mı?

İnsanlar ve atlar gibi diğer omurgalılarda vireminin düşük ve kısa süreli seyretmesi sonucu bu canlılar son konak kabul edilmektedir. Yani hastalık, normal günlük hayatta  insandan insana bulaşmamaktadır. Ancak enfekte bir hastadan kan veya organ nakli ile başka insanlara bulaşma bildirilmiştir. Bunun dışında bir olgu da gebelik sırasında anneden bebeğe geçmiştir.

 

  1. BNV Enfeksiyonu ne tür belirtilerle karşımıza çıkar? Nasıl tanınabilir?

BNV’nin kuluçka süresi 3-14 gündür, ortalama bir haftadır. Hastalığı geçirenlerin %80’i herhangi bir şikayet geliştirmeden (asemptomatik) hastalığı atlatmaktadır. %20’si grip benzeri şikayetler (Batı nil ateşi) oluştururken, %1’inin de beyin tutulumu (nöroinvazif) olup daha ağır bir klinik tablo ile hastalığı geçirmektedir.

Batı Nil Ateşi (Grip benzer tablo); Enfekte sivrisinek ısırığı sonrası yaklaşık %20 oranında bu tablo gelişmektedir.  Batı Nil Ateşinde, ani başlayan ateş ile birlikte baş ağrısı, halsizlik, göz arkasında ağrı, kas ağrıları, sindirim sistemi ile ilgili belirtiler (bulantı-kusma, karın ağrısı ve ishal) ve ciltte kızarıklıklar görülebilir. Hastalık genelde 3-14 gün sürer.

Nöroinvazif Batı Nil Hastalığı (Beyin tutulumu); Enfekte sivrisnek ısırığı sonrası yaklaşık %1 oranında bu tablo gelişebilmektedir. Beyin enfeksiyonu (ensefalit), beyin zarı enfeksiyonu (menenjit) veya felçle seyredebilir. Bu hastalarda ateşe menenjit, ensefalit veya felç belirti ve bulguları eşlik eder: Baş ağrısı, ense sertliği, bilinç değişiklikleri, halsizlik, boynunu dik tutamama, uyuşukluk, zihinsel karışıklık, koma, kas titremeleri, nöbet, kas güçsüzlükleri ve felçler görülebilir. Nöroinvazif hastalık gelişen hastalarda ölüm oranı yaklaşık %10 olup, yine yaşlılarda ölüm oranı da daha yüksektir.  

 

  1. BNV hastalık şüphesinde kimler sağlık kuruluşuna başvurmalıdır?

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 50 yaş üstü ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde hastalık ciddi seyredebileceği ve sinir sistemi enfeksiyonuna yol açabileceğinden bu gruptaki hastalar daha yakından takip edilmelidir. Bu sebepten ötürü risk grubundaki hastaların (Risk grupları; 50 yaş üstü, kanser hastası, transplantasyon hastası, diyabet hastası, kronik böbrek yetmezliği) özellikle Nöroinvazif Batı Nil klinik tablosu açısından yakından takip edilmeli ve beyin tutulumunu düşündürecek herhangi bir bulgu durumunda zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdırlar.

 

  1. BNV enfeksiyonunun tedavisi var mıdır? Nasıl tedavi edilir?

Batı Nil Virusu enfeksiyonunun bilinen bir tedavisi yoktur. Enfeksiyonun tedavisi önce destek tedavisi şeklinde olmalıdır. Nöroinvazif Batı Nil hastalığı olan hastalar hastaneye yatırılmalı ve erken bir dönemde destek tedavisi başlanmalıdır.

 

  1. Hastalıktan nasıl korunabiliriz? Aşısı var mıdır?

Tedavisi olmayan bir hastalık olduğu için BNV enfeksiyonlarından korunmak  son derece önemlidir. Bunun için kişisel korunma önlemleri alınmalı, sivrisinek kontrol programları uygulanmalı ve kan bağışçıları taranmalıdır.

i-Kişisel korunma önlemleri: Sivrisineklerden korunma önlemlerini içerir.

Kapı ve pencerelerin kapalı tutulması veya sinek teli takılması.

Sivrisinek olan yerlerde kol ve bacakları kapatan giysilerin kullanılması önerilir.

Bunun dışında sivrisineklerin yoğun olduğu bölgelerde sivrisinek kovucuların kullanılması önerilir.

ii-Sivrisinek kovucular

Hastalık riskinin çok yüksek olduğu (endemik bölgede vektör sivrisineğin yoğun bulunduğu ortamlarda çalışanlar veya bu sineklerle temas riski yüksek olanlar vb) durumlarda  hem giysilere permetrin sprey sıkılmalı (sprey giysinin hem içine, hem dışına 30-45 sn sıkılıp, kurumaya bırakılır, tamamen kuruduktan sonra giyilir. Yıkansa bile 2 hafta etkilidir. Çocuk ve gebelerde kullanılmaması yönünde bir uyarı yoktur); hem de  deriye  tercihen DEET (N,N-diethyl-3-methylbenzamide), alternatif olarak  pikaridin , PMD [P-mentan-3,8-diol] veya IR3535 içeren solüsyonlardan biri sürülmelidir. Deriye sürmek için kullanılacak solüyondaki DEET konsantrasyonunun  %17-20 olması yeterlidir. DEET gözlere, ağza değdirilmemeli, solunmamalı, iki aydan küçük çocuklarda kullanılmamalı, 2 aydan büyük çocuklar için hekimlerin önerilerine göre hareket edilmelidir.  Hastalık riski çok yüksek değilse sadece deriye DEET soüsyonu  sürülmesi veya giysilere permetrin sıkılması yeterlidir.

iii-Sivrisinek kontrol programları

Sivrisinek çoğalma alanları (durgun sular, su birikintileri, vb) ortadan kaldırılmalı, larvasidler kullanılarak larvalar yok edilmelidir.  Sivrisineklerin yumurtalarını bırakabildiği kovalar, lastikler, saksılar, küçük havuzlar gibi yerlerde olan suların da haftada bir kez boşaltılarak temizlenip yenilenmesi, üstünün kapatılması veya atılması önerilir.

KKTC’de başta sivrisinekler olmak üzere insanlar üzerinde olumsuz etkileri olan ve hastalık yapan canlılara karşı ‘entegre vektör mücadelesi’ yapılmalıdır. Planlanan entegre vektör mücadelesi çalışmaları WHO, EU ve EPA başta olmak üzere uluslararası ve ulusal düzenlemelere uygun olarak yapılmalıdır. Entegre vektör mücadelesi, insan odaklı bir mücadele olup, öncelik sırasına göre kültürel, mekanik, biyolojik ve kimyasal mücadele tiplerinin uygun biçimde kullanılarak insanlar üzerindeki vektör kökenli olumsuzlukların ortadan kaldırılmasını kapsamaktadır.

Hastalık riski arttığında erişkin sivrisineklerle de mücadele etmek amacıyla havaya insektisit sıkılmalıdır.

iv-Kan bağışçılarının taranması

Hastalık, asemptomatik, viremik kan donörlerinden alınmış kanların nakliyle bulaşabildiğinden hastalığın görüldüğü ülkelerden bazıları, pozitiflik oranlarına göre farklı stratejiler ve yöntemlerle kan bağışçılarında moleküler testlerle BNV taraması yapmaktadır.

v-Aşılar

Atlarda ruhsat almış aşılar olmakla birlikte, henüz bir insan aşısı yoktur. İnsan aşısı geliştirilmesi için çalışmalar devam etmektedir.

 

  1. Ülke olarak yapmamız gerekenler nelerdir?

    Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği geçtiğimiz kış aylarının oldukça yağışlı geçmesi sonrası daha ilkbaharda vektörlerle mücadele konusunu gündeme getirmiş ve gerekli uyarıları yapmıştır. Bununla da yetinmemiş mayıs ayında tüm belediyeleri, kaymakamlıkları, Çevre Dairesi’ni, Sağlık Bakanlığı’nı, ilgili kurum ve kuruluşları davet ederek entegre vektör mücadelesi konusunda bir eğitim sempozyumu düzenlemiştir. Sempozyum sonrası katkıda bulunan uzmanlar ve kurumlarla ortak bir sonuç bildirgesi de yayınlanmış ve tüm ilgili kişi ve kurumlarla paylaşmıştır. Sonuç bildirgesinde ortaya konulan görüş ve yöntemler doğrultusunda ülke olarak entegre vektör mücadelesi yapmamız gerekmektedir.
    Batı Nil Virüsü ile mücadelede hastalığın taşıyıcısı sivrisineklerle etkili mücadele esastır. Geldiğimiz aşamada vektörlerle mücadelemizi bir kez daha gözden geçirmek, Mağusa bölgesinden başlamak kaydı ile tüm ülkede etkin ve sürekli bir mücadele başlatmak için ilgili tüm taraflar olarak acilen harekete geçmeliyiz.

    Hastalığı taşıyan vakaların ağır seyreden, özellikle sinir sistemi bulguları ile giden bölümünün toplam vakaların çok küçük bir kısmı olduğu göz önüne alındığında, toplam vaka sayısının çok daha fazla olabileceği unutulmamalıdır. Başka can kayıpları yaşanmadan bir an önce harekete geçmeliyiz.

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu (a)

                                          

Dr. Özlem Gürkut                                                 Dr. Emre Yusuf Vudalı

    Başkan                                                       Koruyucu Hekimlik ve Halk Sağlığı Sorumlusu

 

 

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’nin “31 Mayıs Dünya Sigarasız” Günü Nedeniyle Basın Açıklaması

sigarasiz gunu

 

 

Dünya Sağlık Örgütü tütün ve tütün ürünlerinin insan sağlığına verdiği zararlara dikkat çekmek amacıyla ilk kez 1988 yılının 31 Mayıs gününü Dünya Sigarasız Günü olarak ilan ederek her yıl tespit ettiği bir tema üzerinden ülkelerin küresel düzeyde mücadele etmelerini tavsiye etti. 2019 yılı teması tütün ve akciğer sağlığı üzerinedir.

Yapılan araştırmalar ispatlamıştır ki tütün ve tütün ürünlerinin içinde barındırdığı 4000’den fazla kimyasal maddenin 70’den fazlası kanser yapıcı özelliğe sahip olup, özellikle akciğer kanserine neden olmaktadırlar. Bunun yanı sıra, bu kimyasallar ciddi akciğer hastalıkları arasında yer alan KOAH (kronik obstrüktif akciğer hastalığı), anfizem ve bronşite de neden olmakta; dolayısı ile toplum sağlığını olumsuz yönde önemli ölçüde etkilemektedirler. Kalp damar hastalıkları, ağız kanserleri, diş ve dişeti hastalıklarına da yol açabilen bu kimyasalların etkileri çok yüksek oranda ve tekrarlayan seyri ile kişilerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemekte, ayrıca sosyal, psikolojik ve ekonomik açıdan da kişileri sarsmaktadır.

Oluşturulan tütün ve tütün ürünlerinden koruma ve denetim yasaları insan sağlığını korumak ,  yaşam kalitesini artırmak üzerinedir. Ülkeler bu mücadeleyi sadece 1 gün değil, geliştirdikleri programlar, tütün mücadele stratejileri ve yürürlüğe koydukları tütün yasalarını tam anlamıyla yaşama geçirebildikleri oranda başarılı olabilmektedirler. Nitekim birinci dünya ülkeleri sınıfındaki gelişmiş ülkelerde başarılı sonuçlar alınmış ve tütün kullanımı önemli ölçüde azalmıştır. Buna mukabil, üçüncü dünya ülkeleri konumundaki az gelişmiş ülkelerde ne yazık ki böyle bir başarıdan söz etmemiz mümkün görünmemektedir.

Ülkemizdeki duruma gelince; Tütün ve Tütün Ürünlerinden Korunma ve Denetim Yasası yürürlüğe girdiği 6 Ekim 2008 tarihten bu yana tüm KKTC genelinde tam anlamıyla uygulanamamış, sadece belli aralıklarla bazı restoran ve eğlence mekanlarının denetlemelerinin yapılması sureti ile geçiştirilmiştir. KTTB olarak defalarca Yasanın pratikte uygulanmasındaki engellerin giderilmesine yönelik önerilerimizi gündeme getirmemize rağmen yasa bir türlü revize edilememiştir. Hala hastanelerimizde, kamu kurum ve kuruluşlarında iç mekanlarda pervasızca sigara tüketilmekte olup, baş hekim, baş hekim yardımcıları, servis şefleri veya daire amirlerinin sigara tüketimini engelleme yönünde yasal olarak yetkileri bulunmadığından gerekli önlemlerin alınması mümkün olamamaktadır. Tütün kullanımını caydırmak ve engellemek için gerekli olan yasal mevzuattaki gerekli değişiklikler defalarca belirtmemize rağmen hala daha yapılmamıştır.

Son olarak yeni oluşturulan ikili koalisyon hükümetinden KTTB olarak talebimiz, Tütün ve Tütün Ürünlerinden Korunma ve Denetim Yasası’nı paydaş kurum ve kuruluşlarından destek alacak veya yetki paylaşımına olanak sağlayacak şekilde gerekli yasal düzenlemeler çerçevesinde ivedilikle revize etmesidir. En önce sağlık kurum ve kuruluşlarından başlayarak idari konumdaki görevliler yetkilendirilmeli, iç mekanlarda sigara kullanımı engellenmeli, denetimlerin daha etkin ve tüm KKTC genelinde gerçekleştirilmesi için gerekli idari alt yapı oluşturulmalı ve eksiklikler giderilmelidir.

 

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği bu konuda yapılacak çalışmalara destek vermeye her zaman hazırdır.

 

Saygılarımızla,

 

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu (a)

 

  Dt. Ayşe Günbay

         (Üye )

 

Sahil Ve Plajların Güvenliği İle İlgili Standartlar Oluşturulmalıdır

temiz plaj kttb

 

 

Dünyanın gelişmesi ile birlikte, verilen hizmetler veya üretilen ürünler için belli standartlar tanımlanmaktadır.  Bu standartlar ile amaçlanan, verilen hizmetler veya üretilen ürünler için güvenli, ekonomik, kaliteli ve yüksek verimliliktir. Bu standartlar oluşturulurken bütün ilgili tarafların katkı ve işbirliği ile belirli kurallar koyma ve kuralları uygulama işlemine standardizasyon denir.

Standardizasyon yol yapımı, gıda ve su üretimi, bir hastalığı tedavi etme, bina yapımı veya deniz alanını kullanmak gibi birçok alanda aslında dünyada mevcuttur. AB, ABD, ISO, Blue Flag, WHO, CE, EFSA gibi farklı alanlarda birçok standardizasyon veya rehber geliştirilen ülkeler veya kurumlar mevcuttur.

KKTC olarak yapmamız gereken ülkemiz koşullarına en uygun standardizasyonu tanımlayıp bunu uygulamaktır. Ancak bu şekilde KKTC’de insan odaklı bir gelişimden gerçek anlamda söz edebiliriz. Bizim şu noktada tartışmamız gereken, hangi alanlara hangi standartları getireceğimizdir.

Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız acı olayda kaybettiğimiz ayni aileden 4 vatandaşımız için Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği (KTTB) olarak başsağlığı ve  geride kalanlara sabır dileriz. Yaşanan olayların tekrarlanmaması için plajlarda uluslararası standartlar uygulanmalıdır.

Dünyada plajlar için yaygın kullanılan standardizasyon Mavi Bayrak (Blue Flag)’tır. Mavi Bayrak uluslararası alanda ilk kez Fransa’da 1985 yılında, Avrupa Birliği’nde 1987 yılında, Türkiye’de 1993 yılında ve Avrupa kıtası dışındaki ülkelerde 2000 yılında uygulanmaya başlanmıştır. Bugün 30’u Avrupa’da olmak üzere dünyada 49 ülkede uygulanmaktadır.

Mavi Bayrak Nedir?

Mavi Bayrak, gerekli standartları taşıyan nitelikli plaj, marina ve yatlara verilen uluslararası bir çevre ödülüdür. Temiz, bakımlı, donanımlı, güvenli ve dolayısıyla uygar bir çevrenin sembolüdür. Plajlar için özünde temiz deniz suyu, sonrasında da çevre eğitimi ve bilgilendirmeye önem veren, gerekli donanıma sahip iyi bir çevre yönetimini temsil etmektedir.

 

Plajlar İçin Mavi Bayrak Kriterleri:

 

ÇEVRE EĞİTİMİ VE BİLGİLENDİRME

Kriter 1: Mavi Bayrak Programı ve diğer FEE eko-etiketi ile ilgili bilgiler plajda sergilenmelidir.

Kriter 2:  Sezon süresince farklı kategorilerde en az beş çevre bilinçlendirme etkinliği gerçekleştirilmelidir.

Kriter 3: Yüzme suyu kalitesi bilgileri (deniz suyu analiz sonuçları) plajda sergilenmelidir.

Kriter 4: Plaj kullanıcıları için yörede yer alan ekosistem, hassas doğal alanlar,  çevresel unsurlar ve kültürel alanlar ile ilgili bilgiler panoda sergilenmelidir.

Kriter 5:  Plajda bulunan donanımı ve olanakları gösteren bir harita Mavi Bayrak Panosunda sergilenmelidir.

Kriter 6: Yasalara göre hazırlanan plaj davranış kuralları panoda sergilenmeli ve plaj kullanımını düzenleyen yasalar istenildiğinde kolayca ulaşılabilecek bir yerde bulundurulmalıdır.

 

YÜZME SUYU KALİTESİ

Kriter 7: Plaj, numune alım yöntemi ve numune alma takvimi konusundaki şartlara tamamen uymalıdır. 

Kriter 8: Plaj, alınan numunelerin analizi konusunda yüzme suyu kalitesi analiz standartları ve şartlarına tamamen uymak zorundadır.

Kriter 9: Sanayi ve kanalizasyon atıkları plaj alanını etkilememelidir.

Kriter 10: Yüzme suyu değerleri, mikrobiyolojik parametreler için verilen limitler içerisinde olmalıdır.

Kriter 11: Yüzme suyu fiziksel ve kimyasal parametreler için verilen limitler içerisinde olmalıdır.

 

ÇEVRE YÖNETİMİ

Kriter 12: Plajın bağlı olduğu yerel yönetim/plaj yöneticisi plajlarda çevresel denetimleri ve kontrolleri yapmak ve bir çevre yönetim sistemini oturtmak amacıyla belde bazında Mavi Bayrak Plaj Yönetim Komitesi oluşturmalıdır.

Kriter 13: Plaj, arazi kullanımı ve işletme açısından kıyı alanları kullanımını içeren tüm yasa ve yönetmeliklere uymalıdır.

Kriter 14: Hassas alanların yönetiminde ilgili yönetmeliklere uyulmalıdır.

Kriter 15: Plaj temiz tutulmalıdır.

Kriter 16: Plaja gelen yosun ve diğer doğal bitki kalıntıları, kötü bir görüntü yaratmadığı sürece plajda bırakılmalıdır.

Kriter 17: Plajda yeterli sayıda çöp kutusu, atık konteyneri bulunmalı, düzenli olarak boşaltılmalı ve temiz tutulmalıdır.

Kriter 18: Plajda geri dönüştürülebilen atıkların ayrı ayrı toplanabilmesi için imkânlar olmalıdır.

Kriter 19: Yeterli sayıda sıhhi olanaklar (tuvalet-lavabo) bulunmalıdır.

Kriter 20: Sıhhi olanaklar temiz tutulmalıdır.

Kriter 21: Sıhhi olanaklar atık su sistemine bağlı olmalıdır.

Kriter 22:  Plajda izinsiz kamp, araç kullanımı ve herhangi bir atık boşaltımı yapılmamalıdır.

Kriter 23:  Köpekler ve diğer evcil hayvanların plaja girişleri katı bir şekilde kontrol edilmelidir.

Kriter 24: Plajın bütün yapı ve ekipmanları bakımlı olmalıdır.

Kriter 25: Yörede deniz ve tatlısu hassas alanları varsa, buradaki doğal yaşamı izleme programı uygulanmalıdır.

Kriter 26: Plaj alanında ve belde içerisinde sürdürülebilir ulaşım araçları (toplu taşıma, bisiklet vb.) teşvik edilmelidir.

 

CAN GÜVENLİĞİ VE HİZMETLER

Kriter 27: Kamu güvenliği için gerekli önlemler alınmalıdır.

Kriter 28: Plajda ilkyardım malzemeleri bulundurulmalıdır.

Kriter 29: Kirlilik kazaları ve riskleri ile mücadele edebilecek acil durum planları oluşturulmalıdır.

Kriter 30: Plajda farklı kullanımlar sonucu olabilecek kazalara karşı önlemler alınmalıdır.

Kriter 31: Plajda kullanıcıların güvenliği için gerekli önlemler alınmalıdır ve halka ücretsiz erişim hakkı tanınmalıdır.

Kriter 32: Plajda içme suyu bulundurulmalıdır.

Kriter 33: Beldede en az bir Mavi Bayraklı plajda engelliler için tuvalet, erişim rampası gibi imkânlar bulunmalıdır.

 

KTTB’nin Öneri ve Talepleri:

  • KKTC’deki plaj ve marinalar için Mavi Bayrak ile uluslararası standardizasyon uygulanması başlatılmalıdır.
  • Plajlar can güvenliği, çevre yönetimi, yüzme suyu kalitesi ve çevre eğitimi ile birlikte bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
  • Toplum içerisinde ilk müdahale kurslarının sayısı artırılmalı, eğitimli bireylerin sayısı çoğaltılmalıdır.
  • Plajlar, yüzmenin riskli veya boğulma tehlikesinin olduğu durumlarda (hava koşulları, kirlilik, vs.) halka kapatılmalıdır.

 

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu (a)

 

Dr. Özlem Gürkut                                                  Dr. Emre Yusuf Vudalı

    Başkan                                                        Koruyucu Hekimlik ve Halk Sağlığı Sorumlusu

 

 

 

'Kadın Sağlığı ve Doğurganlık Hakları'

kttb logo

 

 

Sağlık, Dünya Sağlık Örgütü’nün klasik tanımı ile bireyin hastalık ya da sakatlığının olmaması değil, bedensel, ruhsal sosyal açıdan tam bir iyilik hali olarak tanımlanmaktadır.

Bu tanımla, bireyi ve toplumları sağlık açısından değerlendirmek, tam iyilik halini ölçmek oldukça güçtür. Bu noktada sağlığı belirlemede genellikle morbidite (hastalık) ve mortalite (ölüm), fertilite (doğurganlık) ile ilgili ölçütler kullanılmaktadır. Yaş gruplarına ve cinsiyete göre karşılaştırma yapıldığında toplumda her bireyin hastalanma potansiyelinin, riskinin eşit olmadığı görülmektedir.

Bu bağlamda kadınların sağlığını ele alacak olursak, dünya nüfusunun (7,7 milyar) yarısını kadınlar ve kız çocukları oluşturmaktadır. Pek çok araştırma kadınların erkeklere göre daha uzun yaşadıklarını ancak yaşam kalitelerinin daha düşük olduğunu, daha fazla hastalık yaşadıklarını göstermektedir.

Anne ölümlerinin hemen hemen tamamı önlenebilir ölümlerdir. Anne ölümlerinin önemli bir kısmı doğumdan hemen önce, doğum sırasında veya doğumdan sonra, doğumla ilişkili kanama ve eklampsiden dolayı meydana gelmektedir. Bu nedenle gebelik, doğum ve doğum sonrası dönemde sunulacak hizmetlerle bu ölümlerin önlenmesi mümkündür.

Kuzey Kıbrıs’ta durum nedir?

Kadının doğurganlık hakları ve sağlığı ile ilgili olarak ülkemizdeki duruma bakacak olursak; cinsel eğitim konusunda devletin hiçbir rol üstlenmediği, doğum kontrol yöntemlerinin öğretilmediği ve doğum kontrol araçlarının (rahim içi araç: spiral, doğum kontrol hapları, prezervatif gibi) devlet tarafından sağlanmadığı görülmektedir.  Planlanan ve istenen gebeliklerde de gebe kadınların genetik taramalarının ve takiplerinin, aşılarının ücretsiz olarak yapılmadığı, yeni doğan bebeklerin tarama testlerinin (topuk testi) ücretsiz olarak yapılmadığı, çocukluk aşılarının sürekli, düzenli ve ücretsiz olarak sağlanmadığı görülmektedir. Çalışan kadınların gebelikleri sırasında yaşadıkları sağlık problemlerinde kullanacakları raporların ve annelerin emzirme izinlerinin düzenlenmesi, anne ve babaların bebeğin bakımı için ihtiyaçları olan yasal işten ayrılma sürelerinin geliştirilmesi ve çağdaş düzeye getirilmesi gerekmektedir. Çünkü ülkemizde çocuk bakımı amacı ile çalışmasına ara veren kişilerin kariyer ilerlemesinde kesintiye uğradığı, hak kaybı yaşadığı hatta işini kaybettiği görülmektedir.

Ülkemizde son dönemde kadın sağlığı ve hakkı olarak tartışılan küretajın yasal üst sınırı ile ilgili olarak, Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği, tıbbi verilere dayandırdığı görüşünü bildirmiştir. Ancak, konu ile ilgili tartışmaların devam etmesi nedeni ile topluma yönelik olarak bu açıklamayı yapmaya ihtiyaç duymuştur.

Kürtaj veya daha doğru tabiriyle "küretaj", genel anlamda rahim içinde istenmeyen bir gebeliğin tahliyesi anlamına gelmektedir.Tıbbi literatürde gebelik terminasyonu, gebelik sonlandırılması veya dilatasyon-küretaj ( D&C ) olarak da geçer. Ancak "kürtaj hiçbir zaman bir aile planlaması yöntemi değildir".

İstenmeyen gebelikleri önleyebilmek için öncelikle modern aile planlaması yöntemleri etkin bir şekilde uygulanmalı ve her şeye rağmen istenmeyen bir gebelik ortaya çıkmışsa son çare olarak küretaja başvurulmalıdır. Küretaj gebelik sonlandırılması için yapılabileceği gibi tanısal amaçlı veya düşük yapan kişilerde rahim içinde eğer bebeğe ait parçalar kaldıysa, yani gebeliğe bağlı rahim içi materyal tam olarak atılamadıysa, bunları temizlemek için de yapılabilir.

Küretajda ülkemizdeki yasal boyut nedir?

Gebelik tahliyesi amacıyla yapılan kürtajlarda (legal yolla küretaj) yasal sınır ülkemiz için "son adet tarihinden itibaren 10 hafta" ile sınırlıdır. Son adet tarihi, son adetin ilk (başlangıç) günüdür.

Gebelik, bu gebelik haftasının daha üstünde ise anne ve babanın rızası olsa bile yasal olarak küretaj uygulanamaz.

Ancak gebeliğin devam etmesi anne için hayati bir tehlike oluşturuyorsa, örneğin annede şiddetli bir kalp, böbrek, karaciğer hastalığı, astım veya hipertansiyon gibi bir durum varsa veya gebelik için zararlı olabilecek ilaçlar kullanmak zorunda ise "anne hayatı düşünülerek" gebelik haftasına bakılmaksızın gebelik sonlandırılabilir. Bunun için gerekçeli raporlar doğrultusunda yasal prosedürün tamamlanması gereklidir.

Gebeliği tıbbi olarak 3 dönme (trimester) ayırmak mümkündür. Mevcut bilimsel veriler doğrultusunda ilk trimester olarak kabul edilen 12. gebelik haftasına kadar olacak gebelik tahliyelerinde (küretaj) oluşabilecek cerrahi komplikasyon (istenmeyen sonuçlar) ihtimali oldukça düşüktür. Ancak tıbbi gereklilik halleri haricinde, yapılacak büyük gebelik tahliyelerinde oluşabilecek komplikasyon oranları belirgin olarak arttığından KTTB olarak tıbbi gerekçeler ile küretaj süresinin yasal üst sınırının en fazla 1. trimesterin yani 12. gebelik haftasının sonu olarak sınırlandırılması gerektiği görüşündeyiz.

Küretajın bir aile planlaması metodu olamayacağı tüm tıp literatüründe yer almakta olup, esas amaç istenmeyen gebeliklerin oluşmadan engellenebilmesi olmalıdır. Bu amaçla ülkemizde öncellikle tartışılması gereken daha önemli ve temel konular olduğu kanaatindeyiz. Bu konular başlıca; anne güvenliği, aile planlaması, cinsel eğitim, gebelikte aşılama, gebelikte ve sonrasında beslenme, gebelikte komplikasyon izlenimi, gebelikte enfeksiyonların taranması, emzirme eğitimi, yeni doğanda topuk testi ve gebelik planlanması gibi konulardır.

Ülkemizde kadın sağlığının temel unsurları DSÖ kriterlerini yakalamamışken, konunun küretajın yasal süresinin artırılması tartışmaları ile sınırlı kalmasını üzülerek izlemekteyiz. Ülkemizde kadının doğurma hakları oluşturulmamış, çalışma yasalarında anne babanın çocukları ile ilgili sorumlulukları tam anlamı ile üstlenebilecekleri olanakları sağlamaya yönelik düzenlemeler yapılmamıştır.

Küretaj yasal süresinin Ceza Yasasında düzenlenmesinin yanı sıra, kadın sağlığı ve kadının doğurganlık haklarını düzenleyecek bir yasa çalışmasının da ivedilikle ele alınması gerektiğini düşünmekteyiz.

 

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu (a)

 

                                                        

Dr. Özlem Gürkut                                                                Dr. Emre Y. Vudalı

 

 (Başkan)                                                       (Koruyucu Hekimlik ve Halk Sağlığı Sorumlusu)

Website Security Test